YEMEN YÜREĞİMİZİN YARASI


Recep Koçak*

Uzun zamandan beri iç çatılmaların yaşandığı, istikrarsızlığın sürdüğü; açlık, salgın hastalıklar ve çocuk ölümleriyle arada bir gündemimize gelen ama çok hızlı unuttuğumuz Yemen’de son durum nedir acaba?

Bu soruya cevap olmak üzere 2022’nin ilk günlerinden iki habere göz atalım:

Birleşmiş Milletler Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu, Yemen'in Hudeyde ilindeki limanların askeri amaçlarla kullanıldığı yönündeki iddiaları endişeyle takip ettiğini duyurdu.

Birleşmiş Milletler Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nun (UNMHA), Twitter hesabından yapılan yazılı açıklamada, Hudeyde'deki limanların milyonlarca Yemenli için can damarı niteliğinde olduğu ifade edildi.

Hudeyde'deki limanların askeri amaçlarla kullanıldığı yönündeki iddiaların endişeyle takip edildiği vurgulanan açıklamada, "UNMHA, limanların askeri amaçlarla kullanıldığı endişelerini gidermeye hazır ve yetkisi dahilindeki limanların teftiş edilmesi yönünde talepte bulunuldu" denildi.

Açıklamada ayrıca, taraflara "itidal ve Yemen halkının çıkarları gereği kamu tesisleri ile limanların korunması" çağrısında bulunuldu.

Yemen'de hükümete destek veren Arap Koalisyonu Sözcüsü Turki el-Maliki, 8 Ocak'ta yaptığı açıklamada, İran destekli Husileri "Hudeyde'deki Salif Limanı'nı terör faaliyetleri ve bomba yüklü tekneler göndermek için kullanmakla" suçlamıştı. Maliki, "Hudeyde Limanı da İran'dan gelen balistik füzelerin ulaştığı ana liman. Limanları hedef almak istemiyoruz ve (Yemen krizine) kapsamlı bir siyasi çözüm arıyoruz" dedi.

Husilerin sözde Dışişleri Bakanı Hişam Şeref ise Suudi Arabistan'ı, "Hudeyde'deki limanları yok etme niyetini gerekçelendirmek için bu limanların silah kaçakçılığı faaliyetlerinde kullanıldığı iddiasını ortaya atmakla" suçladı.

Uzun süredir siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü Yemen'de İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonunun destek verdiği hükümete bağlı güçler arasında çatışmalar yaşanıyor.

Yemen'de Ulusal İnceleme Komisyonu, ülkede bir yıl içinde doğrudan ya da dolaylı olarak düzenlenen saldırılarda 1.171 sivilin öldüğünü ya da yaralandığını belgeledi.

Komisyon, ülkedeki insan hakları ihlallerine ilişkin iddialar dolayısıyla yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, 2021 yılında sivillere yönelik doğrudan ve dolaylı saldırılarda büyük artış gözlendiği ifade edildi.

Geçen yıl bu türden saldırılarda 30'u kadın, 48'i çocuk olmak üzere 403 sivilin hayatını kaybettiği, 85'i kadın, 167'si çocuk 768 sivilin yaralandığı belirtildi.

296 sivilin mayın ve patlayıcı maddelerin infilak etmesi sonucu yaşamını yitirdiğine işaret edilen açıklamada, saldırıların sorumlularına ilişkin bilgiye yer verilmedi.

2013 yılında Yemen’deydim

2013 yılında Deniz Feneri Derneği’nin kurban görevlisi olarak gittiğim Yemen’de genel havaya korku, endişe, tedirginlik ve gerginlik hakimdi. Sonraki yıllarda çatışmalar, iç karışıklıklar başladı ve maalesef Yemen’de hayat normale henüz dönemedi.

Yemen’le ilgili sıcak bir gelişme ya da ortaya çıkan yeni bir rapor veya BM’den yapılan bir çağrı sonrası Deniz Feneri Derneği, İHH ve Kızılay gibi Türkiye’nin önde gelen insani yardım kuruluşlarının da içinde bulunduğu bir grup sivil toplum kuruluşu hayırseverlerimize çağrı yapıyor. Sonra da toplanan yardımlar bütün zorluklara rağmen hayata tutunmaya çalışan Yemenli kardeşlerimize bin bir güçlükle ulaştırılıyor.

Yemen’de öncelikle çatışmaları sona erdirecek adımların atılması gerekiyor. Sonra da hayatın normale dönmesi için bütün dünyadan yardımların gönderilmesi için konunun gündemde tutulması icab ediyor.

Şimdi de 2013’te kurban vesilesiyle gittiğim Yemen’den o günlere dair tespit ve izlenimlerimizi içeren notlara göz atabiliriz:

Risalet’in ilk günlerinde Hz. Peygamber s.a.s, Hz. Ali (K.V) Efendimizi ve Muaz bin Cebel r.a’ı Yemen’e elçi olarak gönderdi. İslam’ı öğretmek ve Allah’ın dini ile hükmetmek üzere giden elçiler Yemenlilerden sıcak ev sahipliği gördüler. İlk davetin, ağırlıklı olarak Zahr Vadisi çevresinde yaşayan Hamdan kabilesi mensuplarına yapıldığı rivayet ediliyor.

Bugün artık başkent Sanaa’nın yanı başında kalmış Zahr Vadisi, fiziki görünüm olarak çok etkileyici ve toprakları çok verimli bir arazi. Vadi’nin bir ucunda Beytü’l Hacer adı verilen bir kale bulunuyor. Kale, kocaman bir kayanın tepesine inşa edilmiş ve civarda yaşayanların yüzyıllardır hayranlıkla seyrettiği ihtişamlı bir yapı. Bizdeki Kız Kulesi’ne benzeyen ama onun 8-10 misli büyüğü bir yapı.

Bugün de Beytü’l Hacer çok sayıda yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği önemli bir tarihi bina. İçinde paşalar, beyler, güç kuvvet sahibi nice insanlar yaşamış. Şimdi ise katlarını birer birer çıkan ve odalarını inceleyenlerin sonunda, “Bir varmış bir yokmuş” dedikleri, dünyanın geçiciliğini de gayet veciz bir biçimde özetleyen mühim bir ziyaret mahalli.

Son yıllarda Yemen, içinde istikrara vurulan darbe sebebiyle az sayıda Avrupalı turistin gelebildiği bir ülke.

Ülkenin fiziki güzellikleri ve çarpıcı coğrafi zenginliği, tarihi eserler ve kalıntılar bakımından tam bir açık hava müzesi olması yetmiyor. Herkes “önce güvenlik” dediği için Yemen, onca zenginliğin ortasında fakir bir ülke.

Yüzyıllar boyunca Zahr Vadisi’nde üzüm, şeftali gibi meyveler yetişirmiş. Son yıllarda ise üzüm bağları, şeftali fidanları sökülüp alabildiğine gat dikilmiş.

Gat çiğnemek çoğu Yemenlinin vazgeçemediği önemli bir tiryakilik. Başkent Sanaa’nın en işlek caddelerinde bir dolmuş şoförünün, bir taksicinin avurdunu şişik görürseniz endişelenmeyin. Ortada ciddi bir sağlık probleminden öte terkedilemeyen bir alışkanlığın olduğunu bilin yeter.

Gat’ın kilosunun beş dolardan başladığını ve her tüketicinin kendi ekonomik durumuna göre bir kaliteyi tercih ettiğini söylüyor Yemenliler.

Gat Yemen’e Etiyopya’dan gelmiş. 2000 yılında gittiğim Etiyopya’da da gat çiğneyenlerin benzer görüntülerine şahit olmuştum.

Yemen’de ziyarete gittiğimiz Beyt Bâdi köyünün erkeklerinin neredeyse tamamını Köy Oda’sında toplanmış halde bulduk. Üzerlerinde bayramlık kıyafetleri ve erkeklerin vazgeçilmez aksesuarlarından olan cembiye ile şark usulü oturuyorlardı.

Köylülerin her birinin önünde küçük bir poşet dolusu gat, bir pet ile şişe su ve bazılarının elinde ise sigara vardı. O kadar insanın muhtemelen saatlerdir oturmakta olduğu köy odasında sigara dumanı da cabası olmuştu. Dışarıdan giden bizim gibi misafirleri kısa sürede bunaltmaya yetecek kadar ağır bir hava hâkimdi köy odasına.

Çayı az içtiklerini bildiğimiz Yemenliler bize, “Çay içer misiniz?” sorusunu yönelttiğinde, “İçeriz ama şekerini kendimiz koymak suretiyle olursa” dedik. Zira onlar hem çok demli hem de aşırı şekerli tüketiyorlar çayı.

Ekip arkadaşımız, Deniz Feneri gönüllüsü Ercan Sarı şahsi kurbanını bu köyde kesti, çocuklara şeker, çikolata dağıttık. Ev sahibimiz Sem’in babası 87 yaşındaki Hüseyin Sabit Amcayı ziyaret edip duasını aldık. Uzun yıllar Suriye ve Suudi Arabistan’da çalışmış Hüseyin Sabit Amca Türkiye’deki gelişimleri şaşırtıcı bir biçimde çok yakından takip ediyor.

Yemenliler TRT’nin Arapça yayınlarını ve bazı körfez ülkelerinin televizyonlarında yer alan Türkiye ile ilgili haberleri izliyorlarmış. O yüzden Türkiye’deki gelişmelerden haberdarlar. Daha güçlü bir Türkiye için dua ediyorlar.

Yemen’de çok yaygın olmamakla birlikte erkeklerin bazısı aynı zamanda iki hatta üç evlilik yapıyorlar ve yadırganmıyorlar.

Nüfusun tamamına yakını Müslümanlardan oluşuyor. Yüzde 80’i Sünni, yüzde 20’ye yakını ise Şia’nın bir kolu olan Zeydi Müslümanlara mensup.

Ülkede siyah çarşaf ve peçe çok yaygın. Kadınların yüzde 95’nin sadece gözleri görünüyor. Geri kalan kadınlar ise Filistinli, Suriyeli, Somalili…

Ülkenin her köşesinde Osmanlı izlerine rastlamak mümkün. Osmanlı araştırmacısı Ali Carullah Ez-Zeeb bu konuyu bir ömür boyu araştırmış. Osmanlının zor zamanlarında bile Yemen’i ihmal etmediğini, ülkenin dört bir köşesine okul, cami, yol, köprü ve atölyeler, hatta fabrikalar yaptırdığını belgeleriyle kitaplaştırmış. O yüzden İkinci Abdülhamid’in ayrı bir yeri var Yemenlilerin gönlünde.

Kitabın Türkçe olarak da yayınlanması dileklerimizle Ali Beyi tebrik ediyor, yolunun açık olmasını diliyoruz.

Yemen, bağrında 300 bin şehidimizi misafir eden, yüzyıllar boyunca etle tırnak gibi kaynaştığımız bir kardeş ülke. Aklımızın bir köşesine hep Yemen bulunmalı ve kardeşlik bağlarımızı güçlendirecek yeni adımlar atmaktan geri durmamalıyız.

Onlar Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı çok seviyorlar, dua ediyorlar. Önümüzdeki yeni dönemde de Türkiye’nin bir eli Yemenli kardeşlerinin yüreğinde olmalı.

Yemen illerinden selam var

Yanık türkülerimize konu olan Yemen, çoğu insan için uzaklığı, ayrılığı ve acıyı çağrıştıran; öte yandan gizemli, az bilinen ama merak da edilen bir ülkenin adıdır.

400 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin himayesinde kaldıktan sonra 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Toprağı olmaktan çıkan Yemen'de 300 bin şehidimiz var. Yanık türküde “Giden gelmiyor acep ne iştir” denilmesi de bu sebeptendir.

Yemen’de yatan 300 bin fidanımız için bir şehitlik yapıldı ve açılışını 2011 yılında Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptı.

Yemen 30 milyon nüfusuyla, etkileyici coğrafi özellikleriyle, egzotik ve keşfedilmeyi bekleyen bir ülke.

Ülkede son yıllarda yaşanan iç karışıklıklar sebebiyle turist sayısında önemli ölçüde düşme yaşanmış. Kaldığımız beş gün boyunca bir tek batılı turistle karşılaşmamış olmamız da tesadüfi değil.

Sıcak, sempatik ve sakin insanların ülkesi Yemen yoksulluğun pençesinde kıvranıyor.

Halkın geçimi büyük ölçüde tarım ve hayvanlığa bağlı. Nüfus ise hızla artıyor. Yılda 60 bin kişi vefat ediyor, 500 bin çocuk doğuyor.

Kurban vesilesiyle Türkiye’den dünyanın dört bir yanına giden yardım kuruluşları gönülleri fethetmeye devam ediyor.

Yemen’de Deniz Feneri adına görev yapan ekipte benimle birlikte İnsan ve Medeniyet Hareketi’nden Ercan Sarı ve Filistinli İbrahim Nahhal da vardı. Ercan Sarı ve İbrahim Nahhal’ın ortak paydası, her ikisinin de Deniz Feneri gönüllüsü olmaları.

Deniz Feneri’nin Yemen’deki partneri Toplumu Islah ve Hayır Cemiyeti, 20 yıldan fazla bir süredir Yemenli fakirlerin ve Yemen’e sığınmış mültecilerin yüzünü güldürmeye çalışıyor. Cemiyet, ülkenin bütün şehirlerinde şube ve temsilcilikler açmış. Hem gıda yardımları yapıyor hem afetler sonrasında acil müdahalelerde bulunuyor, hem de dezavantajlı durumdaki Yemenlilerin gelişmesine katkı sağlayacak kurslar, eğitim merkezleri açıyor.

Kuruluşun hastaları ağırlayıp tüm ihtiyaçlarını karşıladığı bir de misafirhanesi var.

Yemen’e giden yardım kuruluşlarından İHH’nın yönetici ve gönüllüleriyle de karşılaştık, sohbet ettik. Onların da Toplumu Islah ve Hayır Cemiyeti ile sürdürdükleri çok sayıda projeleri bulunuyor. En dikkat çekici olanı ise yetimlerle ilgili çalışmalar.

Yemen’de bir de Osmanlı aşığı ile tanıştık. Hayatını Osmanlı araştırmalarına adamış, Osmanlının Yemen’de yaptığı göz kamaştırıcı yatırımları kitaplaştırmış olan yazar Ali Carullah ez Zeeb, bizi ısrarla evine çaya davet edince kıramadık, gittik. Gördük ki O, evinin tüm odalarına Osmanlı sevdasını yansıtmış.

Gidilen bir ülkeye sadece yardım götürülmüş olmuyor. Yardımla birlikte sevgi, merhamet ve kardeşlik de ulaştırılmış ve zaten var olan kardeşlik bağları güçlendirilmiş oluyor.

İslam’ı Hz. Peygamber s.a.s’in ilk davet yıllarında kabul etmiş Yemen halkı ile epeyce ortak yönümüz ve güçlü kültür bağlarımız bulunuyor.

Onlar, 2005 yılında Başbakan Erdoğan’ın Yemen ziyaretini ve 2011’de Cumhurbaşkanı Gül’ün şehitlik açılışı vesilesiyle Yemenlileri bağrına basmasını unutmuyorlar.

Yemenliler, daha güçlü ve sözü geçen bir Türkiye için dua ediyorlar ve Türkiye’deki bütün kardeşlerine selamları var.

*Recep Koçak (Denizfeneri Derneği Yönetim Danışmanı)

Güncel Haberler