ATATÜRKÇÜ TÜRKİYE


Kitaplarda yazmaz ama, tıpkı insanlar gibi, ülkelerin de birer ‘göbek adı’ vardır. Mesela; İran'ın göbek adı ‘Humeynici İran’dır. Türkiye'nin göbek adı ise ‘Atatürkçü Türkiye’dir. Bu ülkelerde yönetimler, bu kişilerin ideolojilerine göbek bağı ile bağlıdırlar.

İran’da mollalar, resmi ideoloji üzerinden bir iktidar kurarken, Türkiye’de de ‘laik rahipler’ rejim üzerinden şahsi ve toplumsal bir iktidar kurarlar. Çünkü resmi ideoloji, hakim sınıfların egemenlik aracıdır..

Geri kalmış ülkelerde, ‘kurtarıcı kültü’, yaratıcı hakikatinin önüne geçmiştir. Bireyler, yaratıcıdan daha ziyade, kurtarıcıya bağlıdırlar.

Atatürk’ün demokrasi modeli, tek partili bir cumhuriyet olduğundan Atatürkçüler, sonuçta halkın taleplerinin iktidara geldiği çok partili demokrasi rejiminden hoşlanmazlar.Bu yüzden İlhan Selçuk'a göre;  “Çok partili hayat, bir Osmanlı gericiliğidir.”

Atatürk’ün dış politika modeli, Batıya dönük olduğundan Atatürkçüler’e göre; 1.Dünya Savaşı sırasında isyan ederek bağımsızlığını ilan etmiş Araplar, “Bizi arkadan vurmuş kalleşler” iken, Anadolu topraklarını işgal etmiş, Anadolu halkını camilere doldurarak şehirleriyle birlikte yakmış Yunanlılar ve onları Anadolu'ya sokmuş, işgalci İngilizler ve  Fransızlar ise ‘cici insanlar’dır.

Bu yüzden bırakın gerçeğini, Atatürk adına uydurulmuş sözlere bile dokunmak mümkün değildir. Dönemin Anadolu Ajansı Genel Müdürünün itiraf ettiği üzere, Onun Atatürk adına uydurduğu, “Anadolu Ajansı Türk'ün sesini dünyaya duyurur” sözüne kimse dokunamaz.Bu uydurmacılık düzenine göre; “Mersin,Atatürk’ün şehridir.”

Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşına ‘Ulusal Düttürü’ diyen bu şahıslar, 1930’ların kutsal marşı Onuncu Yıl Marşı'nı duyunca bir ayin coşkusuyla kendilerinden geçerler.

Türkiye'de de kurtarıcının göbek adıyla bütünleşmiş bir laik ruhban düzeni vardır. Onlara göre; “Türkiye, 1930'lu yıllarda altın çağını yaşamıştır. Bundan sonra yapılan her çalışma, Türkiye’yi geriye götürmektedir. Türkiye'nin en ileri dönemi 1930’lu yıllar olduğundan Türkiye’yi 1930'dan daha ileriye götürmek gericiliktir. Türkiye'yi 1930 yılından ileri götürmek isteyen, bu kazanımlara dokunmak isteyen iktidarlar, ilerlemeci değil, gerici iktidarlardır. Aziz Nesin bu yüzden ‘Medeniyetin Yedek Parçası’ isimli hikâyesinde açıkça Türkiye’nin ilerleme çabası ile dalga geçer.

Nitekim bu yüzden, 1950'de iktidara gelen ve Türkiye'ye maddi manevi ekonomik anlamda çağ atlatan Demokrat Parti iktidarını, Atatürkçüler, “Türkiye'yi ilerletiyor” diye 27 Mayıs 1960 günü bir askeri darbe ile devirdiler.

1960'lı yıllarda Türkiye'yi barajlar, yollar, köprüler yaparak ilerleten Adalet Partisi iktidarını, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel mason olmasına rağmen, Atatürkçüler, “Türkiye'yi ilerletiyor” diye 12 Mart 1971 günü bir askeri darbe ile devirdiler.

Türkiye’nin bir kalıba sokularak, 1930’lu yıllarda dondurulmuş haliyle geleceğe taşınması gerektiğine inanan Atatürkçüler,12 Eylül 1980 günü,28 Şubat 1997 günü ve en nihayet 15 Temmuz 2016 günü bir askeri darbeyle yönetime ayar vermek üzere harekete geçtiler…

Atatürkçü laik ruhbanlar, sadece ilkelere değil, adı Atatürk olan kurumlara da bir iman ile bağlıdırlar.

Bu ülkede halkın oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanını bir askeri darbe ile devirmek ve idamla yargılamak mümkündür de Cumhurbaşkanlığı Senfoni orkestrasını kaldırmak mümkün değildir.

AK Parti iktidarının artık iyice harabeye dönmüş, ‘Atatürk Kültür Merkezini yıkıp daha iyisini yapmak istediği’ günlerde Atatürkçüler, yaygarayı koparmışlardı. “Aman Atatürk Kültür Merkezimize dokunmayın” diye yapmadıkları kalmamıştı.

Şimdi  daha iyisi yapıldı. Hem de 2023 model.. Mutlu olmaları için Cumhuriyet Bayramında da açıldı. Ama mutlu değiller.. Onlara göre Atatürk Kültür Merkezi'nin o izbe o harabe hali daha ruhani bir hava taşıyordu. Ah keşke Atatürk Kültür Merkezi'nin o harabe hali geleceğe kalsaydı..!

Türkiye'ye 50 adet daha havaalanı kazandırmış iktidar, Atatürk Havaalanı da şimdi 2030 yılına göre düzenlemek istiyor. Ancak Türkiye'nin en ileri halinin 1930 olduğuna inanan Atatürk'çü gericiler yine yaygarayı koparmış vaziyetteler..

Atatürkçü laik rahipler, sadece ilkelere değil, adı Atatürk olan kurumlara da bir iman ile bağlıdırlar.

Bu ülkede halkın oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanını bir askeri darbe ile devirmek ve idamla yargılamak mümkündür de Cumhurbaşkanlığı Senfoni orkestrasını kaldırmak mümkün değildir…

 

 

Güncel Haberler