OSMANLI’DA BİREYSEL ve TOPLUMSAL DEĞİŞİMİN İPUÇLARI

Osmanlı Devleti son dönem tabiplerinden Dr.Şerafeddin Mağmumi’nin (1869-1927) çeşitli veba salgınları münasebetiyle Osmanlı topraklarındaki seyahatleri sırasında kaleme aldığı  notlar, Osmanlı Devletindeki bireysel ve toplumsal değişimi gösteren önemli ipuçları olarak dikkat çekmektedir.

(……) Bursa’da pazarda getirdiklerini satamayanlar akşamleyin tekrar yüklenerek köylerine avdet ederler. Bursa’da odun ve kömür yüklü merkeplere acımamak kabil değildir. Bursa'da odun depoları olmadığından merkepler üzerindeki yükü dört beş saatlik hatta daha ziyade mesafeden getirir. Şehirde yükü indirmek adet  olmadığından o halde akşama kadar bekler. Akşam olduğu halde  eğer yükü satılmazsa yüklü merkepler gerisin geriye dönerler. Ertesi günü yine böyle. Bursa’da tavukçu dükkanı da olmadığından gün boyunca elde dolaştırılıp satılırlar.  (s.68)

(……) Ayvalık’ta eda-yı salat için  Rıza Paşa Hanında bir özel yer tahsis edilmişse de muntazam bir mektep ve cami şerif yok idi.Yapımı için  benim orada bulunduğum sırada mahalli hükümete tebliğ ve tebşir edildi. Dahili beldede müzeyyen kaleli musanna ve cesim kiliseler, inas mektepleri ve Hükümet Konağının karşısında yapılmış Burgala Hanı, cesim zeytinyağı fabrikaları, onbeşe yakın eczane ve bir guraba hastanesi vardır. (s.156)

Bunlardan başka ikinci derecede gazinolar  bulunduğu gibi yüzlerce meyhane ve koltuklar dahi mevcuttu.Ahalisi fevkalade işret müptelası olup geceleri saat beş altıya kader kadeh oynatıyorlar. Hepsi izbandut gibi iriyarı adamalar olup zayıf ve cılız bir kimseye tesadüf edemedim. (s.157) Ayvalık'ın yegane mahsulü zeytinyağı şarap rakı ve konyak olup ahalisi bunların üretimi ile meşguldür (s.163)

(……) Buradaki görevim hitam olduğunda behemehal İstanbul'a dönmeyi düşünüyordum. Hıfzıssıhha fevkalade müfettişi Bongofski Paşa hazretlerinden muhibb-i azizim Doktor Yulikon Efendi aracılığı ile bir mektup aldım. Memalik-i Osmaniye'ye musallat olan kolerayı imha eylemek için Anadolu ve Ceziretu'l -Arap vilayetleri’ne görevlendirilmişim. (s.165)

(……) Maraş’ta bir meteliğe üç dört okka kar veriyorlar.Yalnız pahalı olan bir şey vardır ki o da akçedir.Burada para kazanmak gerçekten çok müşkül bir şeydir.Üzümden  halis rakı çekilmekte ise de ihraç edilmiyormuş. (s.213)

Elbistan Kasabası civarında şüpheli diye zuhuru haber verilen  hastalığın kolera olduğunu keşfettikse de burada ne hekim var ne de eczahane (s.224) Büsbütün geride ‘Mürtedler’ denilen bir  köy var ki sekinesi aslen müslüman iken ba'dehu cehaletle  dinlerini kaybetmişler. (s.230)

Bu sırada Ermeni isyanı patlak verdiğinden Humus’taki  Redif taburları da silah altına alındı. Her köyün efrad-ı redifesiyle beraber bütün hısım ve akrabası olan kadınlar ve çocuklar dahi adeta cenaze götürüyormuş gibi  bağrışarak geliyor ve muamele-i kaydiyenin ifasına kadar sokaklarda bekliyorlardı.Bunların telbisi meselesini hiç sormayınız. Yıllardan beri depoda duran çürümüş takımlar daha neferin eline verilirken  parçalanıp dağalıyor naçar köyden geldiği yırmaçlı entariyle yalın ayak başı kabak talime sevk ediliyorlardı. Hele hiç unutamam depodan taburun bir koskoca cerrah çantası çıktı.İçinde paslı bir hacamat makinesinden gayri velev bir neşter bile yoktu. Bunu da cerrah efendinin omuzuna taktılar. (s.274)  

Mağmumi Şerafettin,(2010), Anadolu ve Suriye’de Seyahat Hatıraları,Ankara:Cedit Neşriyat

Güncel Haberler