Bundan yaklaşık 100 yıl kadar önce ülkemizde tek partili CHP iktidarı döneminde okullarda “Allah'ı ve Peygamberi red üzerine kurulmuş” bir eğitim sistemi vardı. O kadar ki televizyonda bir programda rahmetli Yavuz Bülent Bakiler, o yıllarda devlet tarafından bastırılmış ve okullarda okutulan tarih kitabında “Allah'ı ve Peygambere reddeden” bu bölümleri sunucu Pelin Çift’e gösterince O da hayretler içerisinde kalmıştı.
Yazar Ertuğrul Düzdağ da bu “Allahsız” eğitim sisteminin şahitlerindendir. Düzdağ bu anlamda şu hatırasını anlatıyor: 1920 Bursa Yenişehir doğumlu olan merhume anneciğimden dinlediğim, ayniyle vâki olay: İlkokulda idim. Öğretmenimiz bize, "Çocuklar, hadi Allah'tan şeker isteyin bakalım" dedi.
Hep bir ağızdan:"Allah’ım, bize şeker ver!" diye bağrıştık. Öğretmen biraz bekledi; sonra,
"Hadi şimdi de benden isteyin!" dedi.
"Öğretmenim bize şeker ver!” dedik. Hepimize birer tane kâğıtlı şeker verdi. Sonra şunları söyledi:"İşte bakın, ben varım, size şeker verdim. Ama Allah vermedi, çünkü Allah yok!... "
Tarih 1928-30, yer Bursa Yenişehir!... (Düzdağ,2016:34)*
O günlerde Allahsızlık ve Peygambersizlik öğretisi bu şekilde eğitimimizin ana yörüngesiydi.
CHP iktidarının bir başka eğitim ideolojisi de Anadolu’nun her köşesine birer Truva atı gibi soktukları köy enstitüleriydi. Köy enstitüleri, Anadolu insanını Allah'tan uzaklaştırma mektepleriydi.
Çok partili hayata geçince, CHP, laikliği sulandırmaya başladı.Devrim kanunları ile yasaklanmış türbeleri açtı.Vatandaştan oy alamama korkusuyla apar topar köy enstitülerini de kapattı.
……………
Aradan 100 yıl geçti. Şimdilerde, 25 yıldır iktidarda “Allah’ını, kitabını, peygamberini canı gönülden seven” bir iktidar var.
……………..
Ne zaman ki, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin oldu. Birçok alanda 100 yıldır birikmiş köhne sorunlara artarda neşter vurulmaya başlanıldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, okullara bir genelge göndererek “Ramazan münasebetiyle okullarda farkındalık oluşturulmasını” istedi. Çok da güzel oldu.Yeni nesiller Ramazan ve oruç ile yakından tanışmış oldular.
Eski Türkiye’nin aydınları nedense bundan çok rahatsız oldular. Cemil Meriç’in dediği gibi “Türk aydını dine düşman değildir. İslam'a düşmandır” tezini bir kez daha tescil etmiş oldular.
“Hristiyanlarda yortu ve paskalya nasıl kutlanır?”, “Yahudilikte ağlama duvarında nasıl ağlanır?” konulu programlar yapılsa hiç rahatsız olmaz, “Benim anneannem de zamanında komşumuzun paskalya törenine katılmıştı” veya “Dedem de bir keresinde Ağlama duvarında hüngür hüngür ağlamıştı” diye mutlu olurlardı.
Eski Türkiye’nin cehalet amirali Doğan Medyası, her Hacc mevsiminde “Bu sene de hac mevsimi kurban bayramına denk geldi” diye Nobel barış ödüllerine şenlik haberler yapardı.
Herhalde bundan sonra, Ramazan aylarında, “Bu Yıl da Ramazan Ayı Yusuf Tekin’e Denk Geldi!” şeklinde haberler yapmaya başlayacaklar.
*Düzdağ M.Ertuğrul,(2016),Yakın Tarihin İçinden, İstanbul :Gonca Yayınevi