YERYÜZÜZÜNDEKİ BAZI ESRARENGİZ OLAYLAR

Çağlar boyunca yeryüzü çeşitli esrarengiz olaylarla karşı karşıya kalmış.Bir çok tarihi eserde ve hatıralarda bu tür esrarengiz olaylar anlatılır.

Müslüman bazı şahısların cesetlerinin vefatının ardından toprakta çürümemesi vakası da bu tür esrarengiz olaylardandır. Nitekim bunların ilkine Peygamber Efendimizin sahabeleri döneminde çeşitli örnekleriyle birlikte rastlanmaktadır.

Asrı Saadette Medine’de Yaşanan  Bazı Esrarengiz Olaylar

1) Ömer İbni Hattab

Hazret-i Âişe’nin odasının duvarı, Velid bin Abdülmelik zamanında Efendimiz ve arkadaşlarının kabirleri üzerine yıkılmıştı. Duvarı tekrar inşâ etmeye başladılar. O esnâda bir ayak ortaya çıktı. Herkes dehşete düştü ve korktu. Onu Resûlullah Efendimiz’in mübarek ayağı zannettiler. Bunu bilen birini de bulamadılar.

Urve bin Zübeyr oraya gelip:“–Hayır, vallâhi bu Resûlullah’ın mübarek ayağı değildir, bu Hazret-i Ömer’in ayağıdır.” dedi. (Buhârî, Cenâiz, 96)

2) Abdullah b. Amr b. Harâm

Câbir bin Abdullah şöyle nakleder:“Uhud Harbi’nden önceki gece, babam beni yanına çağırdı ve:

«–Nebî’nin sahâbîlerinden ilk şehît edilecek kişinin ben olacağımı sanıyorum. Resûlullah hâriç, benim için geride bırakacağım en kıymetli kişi sensin. Borçlarım var, onları öde! Kardeşlerine dâimâ iyi davran!» dedi.

Sabahleyin babam ilk şehît düşen kişi oldu. Bir başka şehîd ile birlikte onu bir kabre defnettim. Sonra onu bir başkasıyla aynı kabirde bırakmayı içime sindiremedim.

Altı ay sonra onu kabirden çıkardım. Bir de ne göreyim; kulağının bir kısmı hâriç, bütün vücudu kendisini kabre koyduğum günkü gibiydi. Onu yalnız başına bir mezara defnettim.” (Buhârî, Cenâiz, 78)

3) Amr bin Cemûh / Abdullah bin Amr

Uhud şehitlerinden Amr bin Cemûh ile Abdullah bin Amr aynı kabre konulmuşlardı. Lâkin kabirlerinin bulunduğu yer tam da sel sularının geçtiği noktaya gelmekteydi. Bu sebeple kabir yerlerinin değiştirilmesi gerekiyordu. Kabirleri açıldı. Sanki daha dün vefât etmişler gibi cesetlerinin hiç değişmemiş olduğu görüldü!

Hattâ birisi şehit olmadan evvel yaralanınca, elini yarasının üzerine koymuş ve öylece defnedilmişti. Elini yarasından alıp yanına uzattılar, ama eli yine aynı yerine geldi. Uhud Harbi ile kabirlerinin açılışı arasında tam kırk altı sene vardı. (Muvatta’, Cihâd, 49)

Şehidlerin cesetleri yumuşacıktı ve kaldırıldıklarında, canlı insan gibi bedenleri eğilip bükülüyordu, yani kaskatı kesilmemişti. Bu esnâda bir şehidin ayağına yanlışlıkla bir kürek dokunmuştu da, hemen oradan kan akmaya başlamıştı. (Abdü’r-Razzâk, Musannef, III, 547)

Sonraki Yüzyıllarda Yaşanan  Bazı Esrarengiz Olaylar

 

Çeşitli tarihi kaynaklarda yer aldığına göre; son yüzyılda da bu anlamda bazı vakalar çeşitli şahitler tarafından anlatılmaktadır. İşte onlardan bazıları…

1) Kara (Esved) Alaaddin Hazretleri (ö.1397) Sultan 2.Murad Devrinin Meşhur Âlimlerinden

Prof.Dr.A.Süheyl Ünver’in naklettiğine göre;Sultan 2. Murat devrinde ilk defa Şeyhülislam olan Mehmet Şemseddin Fenari üzerinde durulacak bir alimimizdir. Şemsettin'ül Fenari umumi bilgisi kuvvetli bir alimdi.

Molla Fenari, “Toprak, iyi ahlaklı ve hakiki alimlerin vücudunu çürütmez” sözünü tetkik etmek istemiş ve Hocası Kara (Esvet) Alaaddin'in mezarı açtırmış ve vücudunun çürümemiş olduğunu öğrenmiştir.   (Ünver,2015:172-173).

Alâeddin Ali Esved isimli bu alim, Afyonkarahisarlı olup Kara Hoca lakabıyla meşhurdur. Babasının adı Ömer’dir. Tahsilini İran’da yaptı. Orhan Gazi zamanında Anadolu’ya geldi ve İznik Medresesi’ne müderris tayin edildi. Talebeleri arasında oğlu Niksârî Hasan Paşa ile Molla Fenârî de bulunmaktadır. 26 Muharrem 800 (19 Ekim 1397) tarihinde vefat eden Ali Esved, İznik Şerefzâde mahallesindeki türbesinde medfundur. (https://islamansiklopedisi.org.tr)

2) İbrâhim-i Hâs Hazretleri (ö.1762): (Tekke Şairi,Katip,Yazar)

Sefine-i Evliya isimli meşhur eserin sahibi Hüseyin Vassaf anlatıyor: Yazdığım eser ile ilgili bilgi topluyordum.Fatih'te Gülhâne Parkı’nın karşısında, Hasan Ünsî Hz’nin türbesi ve etrafında hazîre olan Dergaha* gittim.Evveliyatında Halvetî tekkesi olan mekân, bir dönem Kadirî, Hasan Ünsî'nin nakliyle Şabânî, daha sonra Cerrâhî, en nihayetinde de Enverî tekkesi olarak tasavvufî hayata devam ediyordu.

Tekkenin son şeyhinin  İzzî Efendi'nin olduğu günlerden bir gün, dergâh-ı şerîfde, İbrâhim-i Hâs Hazretleri'nin* kabr-i şerîfini arıyordum. İzzî Efendi, nezd-i fakîr-âneme gelerek, "Evlâdım, ne arıyorsun?” buyurdular.

Keyfiyeti arz edince, evliyaya muhabbetimden memnun olarak, "Hazret'in kabri yanından lağım geçiyormuş, bizebildirdiler; Hazreti bir başka yere nakletmek için derhal kabirlerini açtım.Kendilerini ter ü tâze (çok taze ve dinç bir halde) buldum.Mecrâyı hemen tebdil ve oradaki toprağı kâmilen harice naklile, yerine temiz toprak celb ettim. Şimdi işte burada medfundur.” diye, Hasan Ünsî Hazretleri'nin penceresi yanını gösterdiler.(Vassaf,1990:171).

(*Aydınoğlu Dergahı günümüzde, Gülhane Metro Durağının karşısında yer almaktadır.)

3) Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi (1851-1926) Son Devir Nakşibendiyye Şeyhlerinden

Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi’nin 1926 senesinde vefatının üzerinden otuz sene gibi uzun bir süre geçtikten sonra vuku bulan ibret dolu bir hadiseyi Mehmed Zahid Kotku rahmetullahi aleyh hazretleri şöyle anlatıyor:

“İşte sana bu âlim-i âhiret olan kimselerden gördüğüm bir canlı hadiseyi anlatırken umarım ki yerlerin yiyemediği bu âlim kimseleri de öğrenmiş oluruz: İstanbul yollarının genişletildiği ve türbelerin etrafları açıldığı bir devirde bizim rahmetlik hocamız Tekfurdağ’lı, Bayezid Camii Şerifi müderrisi ve Gümüşhaneli Dergâhı postnişini Hacı Mustafa Feyzi Efendi hazretleri de Kanuni Sultan Süleyman Camii Şerifi’nin kıblesinde ve Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesinin yanında dış tarafında sekiz-on kadar kabir vardı ki rahmetli Menderes bunların da kaldırılıp yanındaki boşluğa gömülmelerini istemiş ve bu suretle nal-i kubtir yapılmak üzere bizim de o merasimde murakıp olarak bulunmamızı istemişler.

Biz de orada bulunduk. Mezarlar açıldı. İçinden çıkarılan kemikler hazırlanmış torbalara konarak hazırlanan mezarlarına naklediliyordu. Sıra bizim üstadımız Şeyh Hacı Mustafa Feyzi Efendi’nin mezarına geldi. Mezar, zeminden hemen bir metre yüksek olduğundan bazı taşlar kopmuş ve mezarın içerisi gözükmekte idi. Nihayet mezar açıldığı zaman defin de zannedersem otuz sene kadar bir zaman geçmiş olduğu halde rahmetlik Şeyh Hacı Mustafa Feyzi Efendi’nin henüz sakalının bile bir kılı değişmemiş. Bütün bir cesedin sanki henüz yeni gömülmüş olduğunu hem biz hem bütün hazirun, büyük bir cemaat kalabalığı tarafından görülmüş. Toprağın demek hakiki âlimleri yiyemediği hakikaten müşahademiz olmuştur. Rahmetullahi rahmeten vâsiâ” (Yılmaz,1997:114-115).

4) Mustafa Sabri Efendi: (22 Haziran 1869 - 12 Mart 1954) Osmanlı Şeyhülislâmı

Hafız Abdullah İşler Mustafa Sabri Efendi’den şöyle bahsediyor: “Mustafa Sabri Efendi’yi de tanıyordum. Kendileri ile Türk talebeleri olarak zaman zaman görüşür, sohbet ederdik. Ben orada iken Mustafa Sabri ve Ali İhsan Efendi vefat ettiler. Mısır’da kabirler toprağın altında, kapısından girilen çıkılan bir koridor halinde oluyor. Cenazeler bu koridorda sağlı-sollu hazırlanmış kabirlere konuluyor.Ben her ikisinin de kabirlerine konulmasında bulundum. Kabrin üstüne kum yığıp, kapısını kapatıyorlar.

Ali İhsan Efendi, Mustafa Sabri’den iki yıl sonra vefat etmişti. İhsan Efendi’yi kabrine koyduğumuz gün, Mustafa Sabri Efendi’nin kabrindeki kapıyı açıp, cesedine baktık. Bedeni iki yıl önceki gibi duruyordu. ”  (http://www.seyhalisemerkandi.com)

 

Kaynaklar

Abdü’r-Razzâk, Musannef, III, 547

Ünver A.Süheyl,(2015),İstanbul Risalleri, Cilt 5, İstanbul: Kültür AŞ yayınları

Vassaf Hüseyin,(1990), Sefine-i Evliya, İstanbul: Seha Neşriyat

Yılmaz Hülya, (1997), Dünden Bugüne Gümüşhâhevî Mektebi / İstanbul: Seha Neşriyat

http://www.seyhalisemerkandi.com

https://islamansiklopedisi.org.tr/

Güncel Haberler