1.Dünya Savaşında Galiçya Cephesinde bulunan subaylardan Mehmet Şevki Yazman, emrindeki askerlerden Nevşehirli Osman Çavuş ve kahramanlıklarından sitayişle bahsediyor.Biz de tarihin tozlu sahifelerinde unutulmuş bu kahramanı sizlere takdim ediyoruz:
Mehmet Şevki Yazman anlatıyor: 11 Eylül'ün kanlı muharebesini anlatmadan önce bu muharebede yaptıkları fedakarlıklarla değil bölüğün hatta fırkanın vaziyetini değiştirebilecek bir çekilmeyi durduran birkaç önemli askerden bahsedeceğiz. Bunlardan en önemlisi soğukkanlılık ve cesaretin timsali demeye layık Nevşehirli Osman çavuştur.
Osman Çavuş’u bizim yüzbaşı daha Balkan Harbi'nde tanımıştı. O vakit onbaşı olan Osman bir gün mangası ile birlikte bölüğün açık kalan sol tarafına gönderilmişti. Bulgarların şiddetli taarruzu sırasında ve ateş altında yüzbaşı cephesine dalmış ve sol cenahını unutmuştu. Birden Bulgarların bu tarafa da sarkmış bulunduklarını hatırladı. Yanındaki emirber neferini Osman onbaşının ne yaptığını anlamak üzere sol tarafa gönderdi.
Osman Onbaşı'nın cephesinde en azı üç katı Bulgar vardı. O, bunları durduracağım diye uğraşırken 3 neferini kaybetmiş, kendisi de hafifçe başından yaralanmıştı. Yüzbaşının emirber neferi sürüne sürüne manganın yanına kadar yaklaştı ve seslendi:
-Osman Onbaşı, yüzbaşı “ne yapıyorlar” diye soruyor.
-Şimdilik düşmanı sindirmekle meşgulüz
-Destek filan ister misiniz
-Biz sağ oldukça istemeyiz ama öldükten sonra pek bilemem..
Seneler sonra yüzbaşı Osman çavuşu bize anlatırken “Ben onu böyle tanıdım” derdi.
Balkan harbiden sonra Osman çavuş terhis olundu, memleketine gitti. Fakat daha terhis tezkeresinde mürekkep kurumadan seferberlik ilan olundu. O da askere ve sonra Çanakkale'ye geldi. Biz yüzbaşıyla Kereviz Dere’den dönerken tam direniş hattında arkamızdan koşa koşa birisinin geldiğini gördük. Nefer geldi bir çocuk saflığıyla yüzbaşının elini öptü ve
-Beni tanımadınız mı efendim? Ben Balkan Harbi'nde sizin bölüğünüzdeki Nevşehirli Osman çavuşum” dedi.
O vakit Yüzbaşı da onu tanıdı, dayanamadı boynuna sarıldı.
-Neredesin Osman çavuş?
-Bu fırkada efendim sizin fırkada…
-Ne yapıyorsun? Ne vazifen var?
-Yaralanmaktan başka şimdilik bir vazifem yok. Şu cepheye geleli daha 4 ay olmadı, 3 defa yararlandım. Geriye döndüm geldim. Aksi gibi her defada bölüğümü değiştirdiler. Yeni bölüğümde boşluk olmadığı için artık çavuş diye de kullanmadılar. Şimdi mangada neferim.
Evet garip.. Osman çavuş harp hucum olmadan kendisini gösteremez ki..Mahçup ve çekingen. Çok söylemez bir garip yiğittir.
O vakit Yüzbaşı onu kendi bölüğüne alacağını vaat etti, künyesini yazdı ve bu iş için tam üç buçuk ay çalıştı. Nihayet bir gün Osman çavuş eski bir çift ayakkabı lime lime olmuş bir elbise ile çıktı geldi.
Ayrıldığı bölük komutanı “Sen bizden kaçıyorsun” diye epey de söylenmişti.
Çanakkale'de bizim bölüğe geldikten sonra tesadüf onu yaralamadı, şehit etmedi ama başına gelmedik bir şey de kalmadı. Bir gün 70 kiloluk bir kara kedi ile (kara torpili) kucak kucağa geldiler. Bereket versin, Allah acıdı da torpil patlamadı. Yoksa Osman Çavuş’un zerresini bile bulmak mümkün olmayacaktı.
Diğer bir gün bizim lağım dehlizlerinden birisinde tam altında bir İngiliz lağımı patladı. Onu önce bir iki metre yukarı fırlattı sonra da enkazıyla beraber çukura düştü. Her tarafı ağaç toprak altında kaldı. Yanındaki arkadaşları boğulup gittiler.
Bunlar Osman Çavuş’un aklında kalan belli başlı maceralarıydı. Ufaklarının sayısını ise ancak Cenab-ı Hak bilir. Çünkü çoğunluğunu Osman çavuş bile unutmuştur. İşin asıl harikulade tarafı şudur ki bu tehlikelerle dolu bin bir maceranın hiçbiri Osman çavuşu korkutmamış, kılını kıpırdatmamıştır. Şimdi ne zaman önemli iş çıkarsa Yüzbaşı derhal onu çağırır ve “Bu işte sen gideceksin” der. O da hiç düşünmeden şimdiye kadar diline doladığı cevabını bastırır: Baş üstüne! (Yazman,2008:103-104-105).
(…..) 11 Eylül Kanlı Muharebesinde yanımızdaki neferlerden biri kafasından aldığı bir yarayla o anda gözlerini yumdu. Bir kurşun Ödemişli Mehmet'in tüfeğinin kundağını parçaladı.Rus kurşunları tamamen ateş hattımız üzerine yoğunlaştı. Baş çıkaracak halimiz kalmamış ve Ruslar iyiden iyiye yaklaşmıştı. Bir taraftan da takımın sağdaki kısmından tüfek sesleri gelmeye başladı.
Bombaları fırlatıp yaratacağı kargaşadan faydalanarak biraz daha emin yere çekilmekten başka çare yoktu. Derhal emir verdim: Bombalarınızı fırlatın!
Keskin birer fışırtı ile bombaların telleri çekildi ve aşağı doğru birbiri arkasından yuvarlanmaya başladı. Alman bombalarının yaralamasından daha çok etki yapan canhıraş patlamalar duyulmaya başladı.
Birden silah sesleri kurşun vızıltısı kesildi ve Osman çavuş’un tiz kumandası duyuldu: Geri sıçra, marş marş….
Belirli bir yere kadar koşarak geldik. Biz yerimizden ayrıldıktan hayli zaman sonra Ruslar şiddetli ateşe başladılarsa da gövdeli ağaçları siper alarak geri çekildiğimizden bu ateşten zarar görmüyorduk.Ben çok güvendiğim Osman çavuşla arkadaşlarını burada adım adım çarpışarak çekilmeye bıraktım.Takımın geri kalanına sağdaki mangalara koştum. Onlar da aşağı yukarı Osman çavuşun vaziyetindeydiler.
Rus piyadesi bu mangalara da bir hayli yanaşmış neredeyse hücuma kalkacak. Bu bir avuç insanla bunu kabul etmek hiç de akıl karı olamaz. Orada da bombaların himayesine başvurmayı düşündüm ve bağırdım: Bombalarınızı fırlatın!
Yine ayrı fışırtı aynı sarsıntı… toz duman… Ruslarda ateş durdu. Takımın bu kısmı da 100 metre kadar geri çekildi ve hatta karşınızdaki düşmanı da durdurabildi.
Fakat Osman çavuşun bulunduğu taraf için bu mümkün olamazdı. Kendi mevcuduna oranla pek fazla bir düşmanla yani 5 kişiyle en aşağı 200 kişilik bir mevcutla uğraşmak zorundaydı.
Benim bulunduğum taraftaki mangalardan birisiyle neferlerden toplayabildiğim bombaları Osman çavuşa gönderdim. Sonra o taraftan bir cayırtı bir bomba sesi daha duydum. Hatta bir ara kulağıma “Allah Allah” sesi gibi bir şeyler çaldı.
Bir ateş kesintisi oldu, meraktan kendimi tutamadım. Tekrar sola, Osman çavuş’un yanına koştum. Gözlerime bir türlü inanamıyordum. Koca Rus bölüğü geri çekiliyor ve bizim 15 kadar nefer adım adım, ateş ede ede ilerliyordu. Osman çavuşun sol bacağı kan içerisinde.. O yine buna rağmen topallaya topallaya ağaçtan ağaca koşuyor ve ateş ediyordu.
İşin esasını ancak hayli zaman sonra anlayabildim. Ben bombaları ve mangayı gönderdikten sonra Osman çavuşun delice cesareti yine tutmuş. Bulunduğu yerden fırlamış ve yol üstünde küme halinde duran Rusların üzerine 10 bomba kadar birden fırlatmış. Kendisi de yaralanmış. Fakat Rus bölüğünde de artık duracak hal kalmamış. Osman çavuşun müfrezesini tekrar yol üzerinde bir yerde durdurdum (Yazman,2008:108-109).
Osman Çavuş, 11 Eylül muharebesinde bacağından yararlandıktan sonra daha epey zaman bizimle kalmış ve epey çakmak çalmıştı. Kemiği delip geçen ve hatta çatlatan kurşun şüphesiz ki büyük bir acı vermiş canını yakmıştı. Fakat o son zamana kadar ihtiyat taburunun cepheye gelerek tekrar istirahat etmesine kadar bizimle beraber kaldı ve ancak ondan sonra sedyeye uzanmaya ve geriye sevke razı oldu. Sıhhiyeler Onu sedyeye yatırdı ve fırkanın seyyar hastanesi'nin bulunduğu köye doğru götürdüler.Yol inişli yokuşlu, Osman çavuş ağırdı.Sıhhiyeler ikide bir yere koyup dinleniyorlar terlerini siliyorlar ve tekrar yola düzülüyorlardı.
Osman Çavuş yarı kapalı gözlerle bunu gördü. Bu bitkin halinde bile kimseye yük olmak istemiyordu. Sedyeden doğruldu ve sıhhiye onbaşına “Hemşeri gel şöyle, senin omzuna dayanayım da yavaş yavaş yürüyeyim” dedi.
Sıhhiyeler itiraz ettiler. “Üzülme Osman Çavuş. Sen yürüyemen. Köye az kaldı, yavaş yavaş taşırız” dediler. O sanki bu lafları hiç işitmemiş gibi tutuna tutuna sedyeden kalktı ve sıhhiye onbaşısının omuzuna dayandı. 5 10 adım seke seke yürüdü. Şimdiye kadar kaybettiği kandan ve kurşunun kemiği çatlatmasından artık gücü kalmamıştı. Başı döndü gözü karardı ve olduğu yere yıkılıverdi.Sıhhıyeler Onu tekrar sedyeye yatırdılar ve seyyar fırka hastanesinin bulunduğu köye indiler. (Yazman,2008:167-168).
Taburcu olduğu gün Osman çavuş çok sevindi. Hemşehrileriyle birlikte bulunmakla beraber hastanenin yabancı havası onu sıkıyor rahatsız ediyordu. Şimdiye kadar kendisine çok iyilikte bulunan doktorlar ile vedalaştıktan sonra trene atladı cepheye, yaralandığı yere doğru giderken işinde büyük bir zevk hissediyordu. O dağlar, ormanlar artık ikinci vatanı olmuştu. Bölüğe geldiği gün herkes başına üşüştü. Bu çok cesur çocuğu bölükte sevmeyen hürmet etmeyen kimse yoktu.
Ben de haberi alınca hemen mangasına gittim, halini hatırını sordum. O koyu siyah gözlerini yere dikti ve cevap verdi: Efendim çok cefa ve acı çektim ama hemşehrileri gördükten sonra hepsi unutuluyor (Yazman,2008:172-174).
Çanakkale'de İngiliz Kara torpilinin, Galiçya'da Rus bombasının öldüremediği Osman Çavuş, Filistin'e giderken Halep'te yakılan bir duvarın altında kaldı ve öldü (Yazman,2008:313).
Yazman Mehmet Şevki, (2008) Galiçya Hatıraları, İstanbul:İş Bankası Yayınları